13 Mayıs 2010 Perşembe

Abre Los Ojos...

11 Mayıs 2010 Salı

Sessiz Gemi


artık demir almak günü gelmişse zamandan
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatin ne de son matemidir bu.

dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir çok seneler geçti; donen yok seferinden.

Yahya Kemal BEYATLI

Sevdiğini ölüme ebediyyen kaybeden herkes için okunsun bu şiir. Hayata devam etmek gerek, ölümü gidene emanet edip kalp atışını sahiplenmek. Hiç ölmeyecekmiş gibi zevk almalı hayattan, ama yarın bize de uğrayacakmış gibi paylaşmalı içindekini. Bir gün arkamızdan okunacaksa bu şiir, gerçekten memnun olmalıyız yerimizden. Ama an nabzının hissedildiği, nefesinle camların buğulandığı ansa, yaşamalı insan, doya doya, geçmişe takılmadan...

9 Mayıs 2010 Pazar

Bugün...

Bugün çok güzel bir gün oldu benim için. Bir kez daha şükretmemi sağlayan bir gün. Bir kez daha doğru kararı verdiğimi hissetiren bir gün. Karşında seni bu kadar seven, sana bu kadar değer veren, senin için, bu ilişki için bu kadar gönülden çabalayan biri olduğunda benim şu anda olduğum gibi olur insan. Birlikte geçen her günümüzün bizi ve bu ilişkiyi bir önceki günden daha ileriye götürdüğünü hissediyorum desem az kalır, net bir şekilde görüyorum artık. Her geçen gün daha iyi tanıyoruz birbirimizi. Uzun ama keyifli bir yol var önümüzde, ardımızda bıraktığımız her kilometrede güzel bir iz kalıyor. Her ikimiz de öğreniyoruz ama en önemlisi iletişim kuruyor ve anlıyoruz. Bana kalbini açışı, gizli saklı bir şey kalmaması aramızda beni öyle mutlu ediyor ki, anı yaşamanın verdiği hazzı anlatamam. Sevilmenin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum ben. Hoşgeldin yüreğime güzel kız... Ne iyi ettin de geldin...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Önce - Sonra

Önce

Doğdum,
Büyüdüm,
Yetiştim,
Okudum,
Çarptım,
Yattım,
Çıktım,
Doğru Sandım,
Yanlış Yaptım,
İnkar Ettim,
Dayandım,
Uğraştım,
Köle Oldum,
Kırbaçlandım,
Vuruldum, 
Terk Edildim,
Öldüm...


Sonra

Yeniden Doğdum,
Nefes Aldım,
Özgür Kaldım,
Kendim Oldum,
Çalıştım,
Başardım,
Kafamı Kaldırdım,
Gördüm,
Tutuldum,
Elimi Uzattım,
Ruhunu Hissettim,
Kapıldım,
Şaşırdım,
Hayran Kaldım,
İnandım,
İçime İşledi,
Huzuru Buldum,
Sebebini Anladım,
Şükrettim...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Huzur Gözlerden Yansır

En sonunda...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

The River Unites Us

28 Nisan 2010 Çarşamba

Heaven On Earth

Britney Spears - Heaven On Earth .mp3
Found at bee mp3 search engine


your touch
your taste
your breath
your face
your hands
your head
you're sweet
your love
your teeth
your tongue
your eye
you're mine
your lips
you're fine
you're heaven on earth

i've waited all my life for you
my favourite kiss
your perfect skin
your perfect smile

waking up and you're next to me
wrap me up in your arms and back to sleep
lay my head on your chest and drift away
dream of you and i'm almost half awake

(the palest brown i've never seen
the colour of your eyes
you've taken me so far away
one look and you stop time)

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me

it's just like heaven on earth
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

your breath
your face
your hands
your head
you're sweet
your love
your tongue

i'd move across the world for you
just tell me when
just tell me where
i'll come to you

take me back to that place in time
images of you occupy my mind
far away but i feel you hear with me
dream of you and you're almost next to me

(the palest brown i've never seen
the colour of your eyes
you've taken me so far away
one look and you stop time)

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me
it's just like heaven on earth
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

i'm in love with you
i said i'm so in love
i said i'm so in love
so in love

fall off the edge of my mind
i fall off the edge of my mind
for you
i fall off the edge of my mind
i fall off the edge of my mind
for you

fell in love with you and
everything that you are
nothing i can do i'm really
crazy about you
when you're next to me
it's just like heaven on earth
(so in love)
you're heaven
you're heaven on earth

tell me that i'll always be the one that you want
don't know what i'd do if i ever lose you
look at you and what i see is heaven on earth
i'm in love with you

i'm so in love
i'm so in love

i fall off the edge of my mind
(i'm so in love)
when i just look at you
i feel like i'm gonna jump into heaven
(so in love)
and you'll catch me
catch me if i jump
will you catch me?

25 Nisan 2010 Pazar

Neden?

Biri bana anlatsın nedenini.
Öğrenmem gerek gerçekten
Neden?
Neden o olmadan günler uzun bu kadar?
Neden bu kadar yavaş akıyor zaman?
Peki neden yanındayken
Kuş gibi uçup gidiyor
Kanat çırpışını duymadan daha
Zaman...
Neden?

25 Aralık 2009 Cuma

Beko - Hitachi

Sene 1984, henüz 5 yaşındayım. Balkonda dedem ve anneannemle oturmuş Sapanca Gölü’nü seyrediyoruz. Benim çocukluğum çok sakin geçmiş. Koltuğa oturt, 3 saat 5 saat git, işini gücünü gör ben hala bıraktığın pozisyonda oturuyorum. Yine öyle günlerden biri, hava sıcak, hafif bir rüzgar bunalmamızı engelliyor. Zaten bunalanlar bunalmış yeni yeni rahatlamaya başlamışlar o dönem. 80 sonrası hayat ancak normale dönüyor, sokakta endişesizce yürüyebilmenin yeniden gerçekleşmeye başladığı bir dönem.
Dedem “Annenler geliyor” diyor fırlıyorum balkonun kenarına bir arabayla geliyorlar ama hatırlamıyorum arabanın ne olduğunu, belki de dedemin Murat 124’üdüdür. Bakıyorum ki onlar hemen kapıya gidiyorum, bugün bir şey olacakmış gibi değişik bir his var içimde. Kapı açılıyor kocaman bir kutu el birliği ile sokak kapısından geçirilip dedemlerin katına, o an kapısında beklediğim kata, getiriliyor. Kutunun üstünde bir yazılar var okumaya çalışıyorum, bu arada okumayı birkaç ay önce öğretmiş babam ağır aksak da olsa okuyorum; Beeee-koooo Hiiii-taaaaa-çiiiiii! Beko Hitachi marka renkli Televizyon bu, kutunun arkasında resmi de var! Nasıl bir sevinç bu, yeni bir televizyon! Dedemlerin siyah beyaz bir televizyonu vardı ama ömrü dolmuştu artık. Gerçi bu yeni ve renkli televizyon ilk renkli televizyon değildi evdeki. Bizim evde 2.katta da bir renkli televizyon vardı ama ben pek seyredemezdim onu. Annem-babam çalıştığı için gündüzleri Anneannem ve dedemle kalırdım, dolayısıyla televizyon üst katta ben ağıda olunca açılmazdı bütün gün. Akşam eken yatardım her çocuk gibi, TRT’nin haber öncesi çocuk programlarını izlerdim en fazla, hafta sonuysa bir de eğlencelere biraz bakardım ama kader yataktı saatler ilerleyince. Beko Hitachi dedemlere alınmış olsa da benim de televizyonumdu artık. Dedemler izin verdikçe izleyebilirdim, üstelik kutusu da çok güzel ve kocamandı televizyonun, kaç kere içine girdim kim bilir.
Beko Hitachi’de dedemle birlikte en çok haber ve spor seyrettik. Hatta ilk seyrettiğim yayın da spor haberleriydi. İlk 90 dakika Galatasaray maçını Beko Hitachi’de izledim dedemle. Dedem futbolu çok severdi, zamanında atletizmle uğraşmış, yıldızlarda uzun mesafe koşularında Marmara’da dereceye girmiş, sonrasında ailevi ve maddi meseleler yüzünden okulu bırakmak zorunda kalınca spor da yapamamış. “Hayatı koşar gibi yaşadım, çok severdim ben koşmayı” derdi rahmetli, bir taraftan da Maltepesi’ni tüttürür efkârlanırdı uzaklara bakarken. Üvey anne elinde büyümüş, ömür boyu sıkıntı çekmiş dedem. Ama bugün damadı ona renkli televizyon getirdi, bu dünyadan temelli ayrıldığı 16 sene sonrasına kadar hiç olmayan oğlu gibiydi dedemin babam. Babam da üvey anne elinde büyümüş, gerçi o daha iyisine rastlamış dedeme göre ama birbirlerini anlarlardı.
16 sene sonra, dedemle nice maçlar seyrettiğimiz Beko Hitachi’nin olduğu odaya bu sefer dedem geldi, ben getirdim, kucağımdaydı. Yere bıraktım serili battaniyenin üzerine. Geceyi son kez beraber geçirdik. Daha 18 gün önce Beko Hitachi’de kaldırmıştı Bülent’le Hakan kupayı, daha 18 gün önce ben koşup sarılmıştım dedeme ve mutluluktan ağlamıştık birlikte. 18 gün sonra, birlikte son kez Beko Hitachi’nin önüne geçeceğimizi bilsem maçı izler miydim acaba, yoksa tıpkı 5 yaşında yaptığım gibi o kocaman kutunun içine girip yine saklanır mıydım, ya da dedemi mi saklardım içine o kaçınılmaz sondan, bilmiyorum…
Sabaha kadar başında oturdum, Beko Hitachi’ye baktım, ona baktım, elini tuttum, o güzel yüzünü okşadım tıpkı onun benimkini okşadığı gibi. Ertesi akşam onu ebedi mekânına yerleştirdikten sonra eve geldim, televizyonu açtım, spor haberlerini dinledim.
9 sene sonra bugün yalnız bir adam olarak onun evinde oturuyorum. Her Galatasaray maçı sanki onunla tekrar buluşmam gibi, vazgeçemiyorum, kimseye anlatamıyorum…

3 Temmuz 2008 Perşembe

29

18 Haziran 2008 Çarşamba

16 Haziran 2008 Pazartesi

6 Haziran 2008 Cuma

Ne Gözmüş Be Kardeşim!

Ne gözmüş, ne bakışmış be kardeşim!

Beddua mıdır, büyü müdür nedir bu Allah aşkına!?!

Tam başlarken düşüyorum, oldu diyorum başa dönüyorum.

İmanım gevredi bu hale getirene kadar, bir türlü "haydi" diyemiyorum.

Ya "Haydi", Allah'ım yardım et "Haydi artık, haydi"!

5 Haziran 2008 Perşembe

Özledim...

8 yıl önce bugündü toprağa verirken Sevgili Dedem'i ve 7 yıl önce 25 Mayıs'tı takvim yapraklarında yazan Güzel Anneannem'in kabrini örttüğüm gün.

Zamansız gittiler, daha doğrusu gönderildiler. Lanet olsun sebep olanlara. Daha ne güzel zamanlar yaşayacaktık onlarla ve daha ne kadar gülecektik hep birlikte.

Cennet bahçesinde yatıyorsunuz yan yana eminim, ve bizleri bekliyorsunuz sabırla, her gün yukarıdan izleyerek bizi, dualar ederek.

Özledim sizi...

29 Mayıs 2008 Perşembe

Sonu başlatıp, başlangıçları bitirirken...

Milyon tane aksilik de gelse de başıma, bütçeleri tırmalayarak, malzemeleri tırnaklayarak bulsam da bu işi bitirmem yakındır.

Çok sıkıldığım günler oldu ama hiç umutsuzluğa düşmedim. Yeni bir ders aldığım her günde yepyeni bir başlangıç yaptım. Ve artık sonunda sonu başlatmak üzereyim, başlangıçları bitirmek.

Dediğimi yapacağım, hem çok seviyorum bu işi hem de ölesiye bitirmek. Yenileri sırada! Yapacak çok iş var. Her biten yenisinin habercisi ve ben çok mutluyum, gücüm var, inananlarım var, en önemlisi sabrım var, kendime güvenimin hemen yanında.

9 Kasım 2007 Cuma

O'nun gözünden bir görebilsek...

Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır, ama bilinmelidir ki tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla gerçekleşir.


Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

3 Temmuz 2007 Salı

Güle Güle Beni Galatasaray'a aşık eden Büyük Adam!

Dedem "Büyük Adam" derdi senin için, "O" da çok "Büyük Adam"dı. Ama "O" da senin gibi "Sen" de onun gibi gittiniz.

Ama gitmeyi başaramadınız bilin bunu. Dedemle birlikte seni izlediğim, konuştuğum anlar hiç bir yere gidemez. "O" gidemedi, bırakmadım, bil ki "Sen"i de bırakmayacağım hatıralarımdan.

Umarım orada buluşabilirsiniz, eminim asırlar boyu sohbet edersiniz.

Güle Güle Beni Galatasaray'a aşık eden Büyük Adam! Lütfen Dedeme selam söyle...

25 Haziran 2007 Pazartesi

Adapazarlı Robinson!

22 Haziran Cuma - 24 Haziran Pazar günleri arası, Sapanca Kırkpınar'da Türkiye Kupası yarışlarında görevliydim (Bilmeyenler için Ulusal Kürek Hakemiyim). Yaklaşık 40 derece güneşin altında diğer hakem arkadaşlarla birlikte görev yapmaya çalıştık.

Kürek sporunda (en azından Türkiye şartlarında) Kontrol Komisyonu hakemleri hariç Başlatıcı, Sıralama ve Yarış Takip hakemleri devamlı olarak su üzerinde görev yapmak durumundalar. Bu nedenle özellikle sıcağın etkisi gösterdiği günlerde saatlerce suda kalınması durumunda özellikle benim gibi beyaz tenliler için büyük sorunlar ortaya çıkabiliyor. Güneşten yanmamak için uzun kollu gömlekler, Indiana Jones şapkalar, beyaz mendiller ve nemlendirici kremler devreye giriyor. Ve emin olun bu hafta sonu 3 gün de devamlı suda olduğum için tabir yerindeyse tam anlamıyla haşlandım. Güneşten korunmak için her yolu denedim. Bir Hakem arkadaşım da bana Robinson diye takılınca yukarıdaki başlık geldi aklıma, gerçekten tek başına bir adaya düşmüş gibisiniz, özellikle sıralamada...

Kürek hakemi olmam konusunda beni yönlendiren şu anki Sakarya Gençlik Spor İl Müdürü Sevgili Ömer Kalkan ağabeyimin "Cenk kürek hakemliğine başlamanı çok istiyorum, çünkü senin bu sporda önünün açık olduğunu görüyorum." sözlerini kendime rehber olarak edindim. 24-25 Aralık 1999'da ilk defa Hakemlik sınavlarına girdim ve kazanmama karşın hakem olabilme yaşı yıl üzerinden bakıldığı için, 21'i tutmadığı için 7 günle hakemlik fırsatını kaçrdım. Yılmadım ve 3 sene sonra açılan sınavlara Temmuz 2002'de girerek bu sefer daha yüksek puanlarla hakemliğimi almayı başardım. Aday Hakem, İl Hakemi, Bölge Hakemi derken en son Ulusal Hakemliğe de hak kazandım ve önümde şimdi tek bir hedef kaldı. Uluslararası yani FISA hakemi olmak. Ömer ağabeyimin ne gördüğünü şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Maddi yönden tatmin edici hiçbir tarafı olmayan ve sadece bu spora bir şekilde tutulduysanız yapılabilecek olan Kürek Hakemliği'ni zevkle sürdürmemdeki en büyük nedenler biri de memleketim Sakarya'ya Sakarya'nın yerlisi bir Uluslararası Hakem kazandırmak ve son zamanda içi iyice karışmış, yerlileri parmakla sayılır hale gelmiş memleketimi başım dik ve gururla temsil edebilmek. Ailemin desteğiyle bunu da ilk fırsatta başaracağıma inanıyorum.

16 Haziran 2007 Cumartesi

Büyük Gurur (Yorumsuz)


15 Haziran 2007'de sonuçlanan En İyi Yazar Oylaması Sonuçları
İnanmayanlar için
Ve yayınlanan son yazım (Basketbolun sadece spor olmadığına inananlar için... )

28 Mayıs 2007 Pazartesi

REZALET!!!

Biz Galatasaraylılar'a sonsuzluk kadar uzun gelen bir süredir kulüp başkanlığını sürdüren ve sanki babasının malı gibiymiş hiç de bırakmaya niyeti olmayan Sayın Özhan Canaydın ve arkadaşları bir rezalet'e daha imza atmayı başardı!

Sezon sonu sözleşmesi bitecek olduğu halde ve gelecek sezon için düşünülmemesine karşın Erik Gerets ile yeni sözleşme imzalandı, hem de ne sözleşme! Görevden alınması durumunda 1 milyon 300 bin Euro tazminat alma hakkına sahip olacaktı Gerets. Ve bugün görevden alındı. Tazminat olarak ise 700 bin Euro'yu kabul etti. Bir manada 600 bin Euro ikramda bulundu, hatta abartı değil Galatasaray'a 600 bin Euro hediye etti.

Gerets'e sezon boyunca yapılanlar zaten rezaletti ama o yine tıpkı geçen sezon şampiyonluğu kazanırken yaptığı gibi kendinden verdi ve hakkı olanın yarısını Galatasaray'a hediye etti. Nereden bakılırsa bakılsın Gerets Galatasaray'a 1 şampiyonluk ve 600 bin Euro kazandırarak gitmiştir.

Ama o 700 bin Euro kimin cebinden çıktı acaba!?!

Senelerdir kandırılan, vaatlerle oyları çalınan Galatasaraylılar'ın artık sabrı kalmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamıyoruz biz. Burada sponsorlar her dakika milyonlarca dolarlar akıtmıyor kulüplere. Burası Türkiye!!!

Sezon sonu yollamayı kafayı koyduğun adama bir de sözleşme imzalatıp, "Sezon sonu kovacağız seni, elin boş gitme." diyorsun! Bu ülkede asgari ücret ne kadar, işçi, memur ne kadar maaş alır haberiniz var mı sizin? Harçlığından, maaşından, fazla mesaisinden arttırıp maça gelen, Ligtv alıp takımını seyreden, size para kazandıran insanlardan haberiniz yok sizin! Asgari ücretlinin 2500 aylık maaşını bir çırpıda nasıl verirsiniz umarsızca, bu paralar nasıl atılır sokağa!

İnanamıyorum, inanamıyorum!

Yaşadığımız ülke Türkiye Sayın Canaydın. Artık sizler ve etrafınızdakiler çekilin sahneden de ne paralar sokaklara atılsın, ne insanlar kandırılsın!

Söyleyin siz de, tazminatınız neyse biz toplar getiririz, yeter ki arkadaşlarınızı da alın, bir daha dönmemek üzere gidin!

Bu kadar REZALET yeter! Biraz gururunuz kaldıysa onu da rezil etmeden bırakın artık!