Salı, Ekim 06, 2009

Kapadokya'daydık

Eşim Elif'in dayısı 15 gün önce vafat etmiş ancak biz gitme imkanı bulamamıştık. Sevdiğimiz bir büyüğümüz olan Yüksel Büyükakten'in düzenlediği "Ürgüp'te Bağ Bozumu Festivali Gezisi"ne katılmak için önemli bir sebep oldu bu vefat. Hem benim o kadar uzun yola arabayla gidecek gücüm yoktu hem de başsağlığı ziyaretleri ile kafa dinlemek için vakit bulmak açısından bir fırsat oldu bizim için. Benim annem ve babamı da alıp birlikte katıldık yolculuğa. Perşembe gecesi çıktığımız yolculuk gidiş geliş dahil yaklaşık 73 saat sürdü. Biz festival programına katılmadık sadece gidiş gelişte ziyaret edilecek yerleri ziyaret ettik ve bir de kahvaltıya katıldık. O kahvaltıda da sürpriz bir şekilde üzüm çiğnedik, pekmez kaynattık, gerçekten farklı bir deneyim oldu. Diğer katılımcılar Ürgüp'teki her saatte farklı bir yerde gezip organizasyonlara katıldılar biz taziye ziyaretlerinde bulunduk.

Hem manevi görevi biraz gecikmeli olsa da yerine getirmiş olmanın hem de farklı yerler görmenin getirdiği mental rahatlama psikolojik durumumuzu düzeltti adeta. 2 aydır memlekette olan Kayınpeder ve kayınvalideyi görmek de önemli doping oldu hepimize. Kısa süreli, hareketli ve uzun yol katedilen yolculuk sonrası dün akşam kendime gelebildim ancak. Galatasaray tutkusunu rafa kaldırdık bir süreliğine, ne Graz ne de Ankaragücü maçlarını izleyemedim haliyle, her ikisinde de yoldaydım. Hasta olan ozhano'dan telefonla aldım hep dakika skor bilgilerini, o da hala iyileşmeye çalışıyor ek bilgi olarak verelim.
Giderken sabah Tuz Gölü'ne çıktık ve güneşin doğuşunu gölün üzerinden izledik. Oradan Ihlara Vadisi'ne geçtik ki muazzam bir yer. Hiçliğin, taşın, tozun arasında inanılmaz bir kan damarı, hayat adeta. İçinden akan deresi, o anlatılmaz yeşilliği, içindeki yüzlerce kayalar oyularak yapılmış tarihi kilise ve yerleşkesiyle muazzam bir mekandı. Herkesin hayatında bir kere görmesi gerek. Oradan Derinkuyu-Kaymaklı yeraltı şehrine geçtik. Yerin altında 7 kat şehir ve tünellerin 20 km uzaklıktaki taa Ürgüp'e kadar gittiği söyleniyor. Daha önce ziyaret etmiş ve 4-5 kat inmiştim aşağıya. İçeride en yüksek sıcaklık 14 derece, 7'ye kadar düşüyor aşağılara gittikçe. Oradan Ürgüp'e üzüm bağına geçtik. Eşimin akrabası olan Ömer Amca'nın bağında üzüm kestik, bağ bozduk, kasalarla üzüm kaldırdık. İnanılmaz zevkli bir iş. Taşın toprağın ortasında hayat bitmiş yerlerden, çiftçime, köylüme, kasabalıma bir kez daha saygı duydum. O üzümdeki lezzeti kimbilir kaçımız tadabildik, gerçek üzüm tadını kimbilir kaçımız biliyoruz. Bağda kıymalı ve peynirli yerel pidelerimizi susuz büyüyen kıraç domateslerimizle soğuk ayranla içtik. O oksijen ve yeşilliğin içinde aldığımız zevkin tarifini anlatmak imkansız. Yemekten sonra grubu otellerine yollarken bağda onlardan ayrılıp Kayınpederin evine geçtik.
Ertesi gün kahvaltı sonrasında Ürgüp Heybeli restoranda sıcak tandıra ekmek yapıştırdık, ekmekler olurken hep birlikte çıplak ayakla üzüm çiğnedik, suyunu çıkardık, çıkan sudan pekmez kaynattık. Muazzam bir deneyim, harika dakikalardı.
Dönüş yolunda Hacı Bektaş'a uğrayıp Külliye'yi ziyaret ettik. "İncinsen de İncitme" sözüne takıldım uzunca süre, kendimi düşündüm, öyle yaşamaya çalıştığımı görünce farklı bir mutluluk kapladı içimi. Çilehanenin adı bile farklı yerlere götürdü hepimizi. Kırşehir'de Göl restoranda yemeklerimizi yine suyun nelere kadir olduğunu görerek yedik ve döndük Kapadokya'dan.
Memleketin kelimelerle anlatılmayacak yerleri var,ancak iki göz görüp anlamalı mucizelerini. Hem tarihi hem coğrafi açıdan bir miras bir servet Türkiye, ama maalesef farkında değiliz. Sosyalleşmeyi açılan alışveriş merkezi, cafe, bar sayısına bağlayan, anlamsızca yaşayan insanlar haline gelip, betonun, çeliğin içine hapsediyoruz kendimizi. Toprak, yeşil, taş, su, çamur halbuki neler vaadediyor bize farkında değiliz. Yaşam alanlarımızı daraltarak hem sağlığımızdan hem özümüzden oluyoruz. Türk insanı bu değil aslında, yabancılaşıyoruz kendimize, bunu da meziyet biliyoruz, yazık ediyoruz.

Ölmeden mutlaka Kapadokya'yı içindeki vadilerle, yeraltı şehirleriyle, bağlarıyla, ekiniyle, taşıyla görmek gerek. Köylü'nün güleryüzünü, cömertliğini yaşamak gerek. İşte o zaman asıl efendinin kim olduğu çok ama çok net anlaşılıyor. Bir fırsatını bulduğumda sırada Karadeniz var.

Cuma, Eylül 25, 2009

Beko - Hitachi

Sene 1984, henüz 5 yaşındayım. Balkonda dedem ve anneannemle oturmuş Sapanca Gölü’nü seyrediyoruz. Benim çocukluğum çok sakin geçmiş. Koltuğa oturt, 3 saat 5 saat git, işini gücünü gör ben hala bıraktığın pozisyonda oturuyorum. Yine öyle günlerden biri, hava sıcak, hafif bir rüzgar bunalmamızı engelliyor. Zaten bunalanlar bunalmış yeni yeni rahatlamaya başlamışlar o dönem. 80 sonrası hayat ancak normale dönüyor, sokakta endişesizce yürüyebilmenin yeniden gerçekleşmeye başladığı bir dönem.

Dedem “Annenler geliyor” diyor fırlıyorum balkonun kenarına bir arabayla geliyorlar ama hatırlamıyorum arabanın ne olduğunu, belki de dedemin Murat 124’üdüdür. Bakıyorum ki onlar hemen kapıya gidiyorum, bugün bir şey olacakmış gibi değişik bir his var içimde. Kapı açılıyor kocaman bir kutu el birliği ile sokak kapısından geçirilip dedemlerin katına, o an kapısında beklediğim kata, getiriliyor. Kutunun üstünde bir yazılar var okumaya çalışıyorum, bu arada okumayı birkaç ay önce öğretmiş babam ağır aksak da olsa okuyorum; Beeee-koooo Hiiii-taaaaa-çiiiiii! Beko Hitachi marka renkli Televizyon bu, kutunun arkasında resmi de var! Nasıl bir sevinç bu, yeni bir televizyon! Dedemlerin siyah beyaz bir televizyonu vardı ama ömrü dolmuştu artık. Gerçi bu yeni ve renkli televizyon ilk renkli televizyon değildi evdeki. Bizim evde 2.katta da bir renkli televizyon vardı ama ben pek seyredemezdim onu. Annem-babam çalıştığı için gündüzleri Anneannem ve dedemle kalırdım, dolayısıyla televizyon üst katta ben ağıda olunca açılmazdı bütün gün. Akşam eken yatardım her çocuk gibi, TRT’nin haber öncesi çocuk programlarını izlerdim en fazla, hafta sonuysa bir de eğlencelere biraz bakardım ama kader yataktı saatler ilerleyince. Beko Hitachi dedemlere alınmış olsa da benim de televizyonumdu artık. Dedemler izin verdikçe izleyebilirdim, üstelik kutusu da çok güzel ve kocamandı televizyonun, kaç kere içine girdim kim bilir.

Beko Hitachi’de dedemle birlikte en çok haber ve spor seyrettik. Hatta ilk seyrettiğim yayın da spor haberleriydi. İlk 90 dakika Galatasaray maçını Beko Hitachi’de izledim dedemle. Dedem futbolu çok severdi, zamanında atletizmle uğraşmış, yıldızlarda uzun mesafe koşularında Marmara’da dereceye girmiş, sonrasında ailevi ve maddi meseleler yüzünden okulu bırakmak zorunda kalınca spor da yapamamış. “Hayatı koşar gibi yaşadım, çok severdim ben koşmayı” derdi rahmetli, bir taraftan da Maltepesi’ni tüttürür efkârlanırdı uzaklara bakarken. Üvey anne elinde büyümüş, ömür boyu sıkıntı çekmiş dedem. Ama bugün damadı ona renkli televizyon getirdi, bu dünyadan temelli ayrıldığı 16 sene sonrasına kadar hiç olmayan oğlu gibiydi dedemin babam. Babam da üvey anne elinde büyümüş, gerçi o daha iyisine rastlamış dedeme göre ama birbirlerini anlarlardı.

16 sene sonra, dedemle nice maçlar seyrettiğimiz Beko Hitachi’nin olduğu odaya bu sefer dedem geldi, ben getirdim, kucağımdaydı. Yere bıraktım serili battaniyenin üzerine. Geceyi son kez beraber geçirdik. Daha 18 gün önce Beko Hitachi’de kaldırmıştı Bülent’le Hakan kupayı, daha 18 gün önce ben koşup sarılmıştım dedeme ve mutluluktan ağlamıştık birlikte. 18 gün sonra, birlikte son kez Beko Hitachi’nin önüne geçeceğimizi bilsem maçı izler miydim acaba, yoksa tıpkı 5 yaşında yaptığım gibi o kocaman kutunun içine girip yine saklanır mıydım, ya da dedemi mi saklardım içine o kaçınılmaz sondan, bilmiyorum…

Sabaha kadar başında oturdum, Beko Hitachi’ye baktım, ona baktım, elini tuttum, o güzel yüzünü okşadım tıpkı onun benimkini okşadığı gibi. Ertesi akşam onu ebedi mekânına yerleştirdikten sonra eve geldim, televizyonu açtım, spor haberlerini dinledim.

9 sene sonra bugün evliyim ve onun evinde oturuyorum. Her Galatasaray maçı sanki onunla tekrar buluşmam gibi, vazgeçemiyorum, kimseye anlatamıyorum…

Perşembe, Temmuz 03, 2008

29

Çarşamba, Haziran 18, 2008

Nbakolik Yılın Yazarı Oylaması 2008


---Tekrar---

Pazartesi, Haziran 16, 2008

Ağlattınız be kardeşim!

Cuma, Haziran 06, 2008

Ne Gözmüş Be Kardeşim!

Ne gözmüş, ne bakışmış be kardeşim!

Beddua mıdır, büyü müdür nedir bu Allah aşkına!?!

Tam başlarken düşüyorum, oldu diyorum başa dönüyorum.

İmanım gevredi bu hale getirene kadar, bir türlü "haydi" diyemiyorum.

Ya "Haydi", Allah'ım yardım et "Haydi artık, haydi"!

Perşembe, Haziran 05, 2008

Özledim...

8 yıl önce bugündü toprağa verirken Sevgili Dedem'i ve 7 yıl önce 25 Mayıs'tı takvim yapraklarında yazan Güzel Anneannem'in kabrini örttüğüm gün.

Zamansız gittiler, daha doğrusu gönderildiler. Lanet olsun sebep olanlara. Daha ne güzel zamanlar yaşayacaktık onlarla ve daha ne kadar gülecektik hep birlikte.

Cennet bahçesinde yatıyorsunuz yan yana eminim, ve bizleri bekliyorsunuz sabırla, her gün yukarıdan izleyerek bizi, dualar ederek.

Özledim sizi...

Perşembe, Mayıs 29, 2008

Sonu başlatıp, başlangıçları bitirirken...

Milyon tane aksilik de gelse de başıma, bütçeleri tırmalayarak, malzemeleri tırnaklayarak bulsam da bu işi bitirmem yakındır.

Çok sıkıldığım günler oldu ama hiç umutsuzluğa düşmedim. Yeni bir ders aldığım her günde yepyeni bir başlangıç yaptım. Ve artık sonunda sonu başlatmak üzereyim, başlangıçları bitirmek.

Dediğimi yapacağım, hem çok seviyorum bu işi hem de ölesiye bitirmek. Yenileri sırada! Yapacak çok iş var. Her biten yenisinin habercisi ve ben çok mutluyum, gücüm var, inananlarım var, en önemlisi sabrım var, kendime güvenimin hemen yanında.

Cuma, Kasım 09, 2007

O'nun gözünden bir görebilsek...

Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır, ama bilinmelidir ki tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla gerçekleşir.


Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Salı, Temmuz 03, 2007

Güle Güle Beni Galatasaray'a aşık eden Büyük Adam!

Dedem "Büyük Adam" derdi senin için, "O" da çok "Büyük Adam"dı. Ama "O" da senin gibi "Sen" de onun gibi gittiniz.

Ama gitmeyi başaramadınız bilin bunu. Dedemle birlikte seni izlediğim, konuştuğum anlar hiç bir yere gidemez. "O" gidemedi, bırakmadım, bil ki "Sen"i de bırakmayacağım hatıralarımdan.

Umarım orada buluşabilirsiniz, eminim asırlar boyu sohbet edersiniz.

Güle Güle Beni Galatasaray'a aşık eden Büyük Adam! Lütfen Dedeme selam söyle...

Pazartesi, Haziran 25, 2007

Adapazarlı Robinson!

22 Haziran Cuma - 24 Haziran Pazar günleri arası, Sapanca Kırkpınar'da Türkiye Kupası yarışlarında görevliydim (Bilmeyenler için Ulusal Kürek Hakemiyim). Yaklaşık 40 derece güneşin altında diğer hakem arkadaşlarla birlikte görev yapmaya çalıştık.

Kürek sporunda (en azından Türkiye şartlarında) Kontrol Komisyonu hakemleri hariç Başlatıcı, Sıralama ve Yarış Takip hakemleri devamlı olarak su üzerinde görev yapmak durumundalar. Bu nedenle özellikle sıcağın etkisi gösterdiği günlerde saatlerce suda kalınması durumunda özellikle benim gibi beyaz tenliler için büyük sorunlar ortaya çıkabiliyor. Güneşten yanmamak için uzun kollu gömlekler, Indiana Jones şapkalar, beyaz mendiller ve Elifim'in nemlendirici kremleri devreye giriyor. Ve emin olun bu hafta sonu 3 gün de devamlı suda olduğum için tabir yerindeyse tam anlamıyla haşlandım. Güneşten korunmak için her yolu denedim. Bir Hakem arkadaşım da bana Robinson diye takılınca yukarıdaki başlık geldi aklıma, gerçekten tek başına bir adaya düşmüş gibisiniz, özellikle sıralamada...

Kürek hakemi olmam konusunda beni yönlendiren şu anki Sakarya Gençlik Spor İl Müdürü Sevgili Ömer Kalkan ağabeyimin "Cenk kürek hakemliğine başlamanı çok istiyorum, çünkü senin bu sporda önünün açık olduğunu görüyorum." sözlerini kendime rehber olarak edindim. 24-25 Aralık 1999'da ilk defa Hakemlik sınavlarına girdim ve kazanmama karşın hakem olabilme yaşı yıl üzerinden bakıldığı için, 21'i tutmadığı için 7 günle hakemlik fırsatını kaçrdım. Yılmadım ve 3 sene sonra açılan sınavlara Temmuz 2002'de girerek bu sefer daha yüksek puanlarla hakemliğimi almayı başardım. Aday Hakem, İl Hakemi, Bölge Hakemi derken en son Ulusal Hakemliğe de hak kazandım ve önümde şimdi tek bir hedef kaldı. Uluslararası yani FISA hakemi olmak. Ömer ağabeyimin ne gördüğünü şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Maddi yönden tatmin edici hiçbir tarafı olmayan ve sadece bu spora bir şekilde tutulduysanız yapılabilecek olan Kürek Hakemliği'ni zevkle sürdürmemdeki en büyük nedenler biri de memleketim Sakarya'ya Sakarya'nın yerlisi bir Uluslararası Hakem kazandırmak ve son zamanda içi iyice karışmış, yerlileri parmakla sayılır hale gelmiş memleketimi başım dik ve gururla temsil edebilmek. Eşimin ve ailemin desteğiyle bunu da ilk fırsatta başaracağıma inanıyorum.

Cumartesi, Haziran 16, 2007

Büyük Gurur (Yorumsuz)


15 Haziran 2007'de sonuçlanan En İyi Yazar Oylaması Sonuçları
İnanmayanlar için
Ve yayınlanan son yazım (Basketbolun sadece spor olmadığına inananlar için... )

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

REZALET!!!

Biz Galatasaraylılar'a sonsuzluk kadar uzun gelen bir süredir kulüp başkanlığını sürdüren ve sanki babasının malı gibiymiş hiç de bırakmaya niyeti olmayan Sayın Özhan Canaydın ve arkadaşları bir rezalet'e daha imza atmayı başardı!

Sezon sonu sözleşmesi bitecek olduğu halde ve gelecek sezon için düşünülmemesine karşın Erik Gerets ile yeni sözleşme imzalandı, hem de ne sözleşme! Görevden alınması durumunda 1 milyon 300 bin Euro tazminat alma hakkına sahip olacaktı Gerets. Ve bugün görevden alındı. Tazminat olarak ise 700 bin Euro'yu kabul etti. Bir manada 600 bin Euro ikramda bulundu, hatta abartı değil Galatasaray'a 600 bin Euro hediye etti.

Gerets'e sezon boyunca yapılanlar zaten rezaletti ama o yine tıpkı geçen sezon şampiyonluğu kazanırken yaptığı gibi kendinden verdi ve hakkı olanın yarısını Galatasaray'a hediye etti. Nereden bakılırsa bakılsın Gerets Galatasaray'a 1 şampiyonluk ve 600 bin Euro kazandırarak gitmiştir.

Ama o 700 bin Euro kimin cebinden çıktı acaba!?!

Senelerdir kandırılan, vaatlerle oyları çalınan Galatasaraylılar'ın artık sabrı kalmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşamıyoruz biz. Burada sponsorlar her dakika milyonlarca dolarlar akıtmıyor kulüplere. Burası Türkiye!!!

Sezon sonu yollamayı kafayı koyduğun adama bir de sözleşme imzalatıp, "Sezon sonu kovacağız seni, elin boş gitme." diyorsun! Bu ülkede asgari ücret ne kadar, işçi, memur ne kadar maaş alır haberiniz var mı sizin? Harçlığından, maaşından, fazla mesaisinden arttırıp maça gelen, Ligtv alıp takımını seyreden, size para kazandıran insanlardan haberiniz yok sizin! Asgari ücretlinin 2500 aylık maaşını bir çırpıda nasıl verirsiniz umarsızca, bu paralar nasıl atılır sokağa!

İnanamıyorum, inanamıyorum!

Yaşadığımız ülke Türkiye Sayın Canaydın. Artık sizler ve etrafınızdakiler çekilin sahneden de ne paralar sokaklara atılsın, ne insanlar kandırılsın!

Söyleyin siz de, tazminatınız neyse biz toplar getiririz, yeter ki arkadaşlarınızı da alın, bir daha dönmemek üzere gidin!

Bu kadar REZALET yeter! Biraz gururunuz kaldıysa onu da rezil etmeden bırakın artık!

Cuma, Aralık 01, 2006

Geri Döndüm!

Eğer yazdıklarımı takip edenler varsa ve bu adam 5 aydır nerede, ne diye bomboş bu günlük diye düşünenler varsa : Geri Döndüm!

Sanki Ay'a gittim de ordan dönüyorum. Çok matah bi olay.
Bu yaz ve sonbahar gerçekten çok yoğun geçti, inanılmaz yoruldum kimi zaman. Ama olsun, sonucu güzel olacak ve sevdiğin, değer verdiğin insanların yüzünde ufacık da olsa bi tebessüm yaratacaksa çok zevkli yorgunluk.


Doktora çalışmamda en önemli evreye geldim, 3 eksik cihazım tamamlanır tamamlanmaz 1 sene sürecek olan deneysel çalışmama başlayacağım. Üzerimde çok büyük baskıya neden olan bu konuyla ilgili bir çok pürüzü geçen aylarda halletmeyi başardım. Buradan özellikle Siteco - Hakan Aktaş kardeşime sonsuz şükranlarımı yolluyorum. Cihazların sözünü de aldık, bakalım güvendiğimiz dağlar karla mı kaplanacak yoksa baharın habercisi gelinciklerle mi?



Bu arada
nbakolik.com'da ki yazarlık faaliyetim de devam etmekte. Uzun süre oraya da yazı yazamadıktan sonra geçen 1,5 ay içinde 2 yazım daha yayınlandı. Merak edenler "Acaba neler sallamış yine?" diyenler buradan yazılarıma ulaşabilirler.

Kısa bir giriş olsun şimdilik kısa zamanda derin konularla tekrar döneyim sanal aleme.

Buradan Elifim'e, Düzce'deki Annem, Babam ve Cihat Abimlere, Ulu Sokak'taki Annem, Babam ve kayınbiraderim Erdem'e, Bodrum'taki büyük kuzilerime, Ankara'daki dede tarafımdan Necati Dayılar'a, Ürgüp'teki tüm aile eşrafına, sayın Meclis Başkanımız'a, Yalova Kaymakamı'na, Esentepe Muhtarı'na, Eski Florida Valisi Jeb Bush'a ve Yenisi Charlie Crist'e, Orlando Belediye Başkanı güleç yüzlü sevgili Buddy Dyer'a ve şu an adını hatırlayamadığım tüm sevdiklerime sonsuz selamlar söylüyorum.

Abi çektiniz di mi, canlı yayın di mi, boşuna konuşmuş olmayım?

Pazartesi, Temmuz 03, 2006

Paidar Kaptan'ı Kaybettik...

Galatasarayımızın 25 yıl süre ile formasını taşıyan ve kaptanlık yapan, Voleybol Milli Takımımızın Baş Danışmanı Paidar Demir'i İzmir Havaalanı yolunda geçirdiği trafik kazası sonucu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.

Türk voleybolunun reformcusu olan babası Ayhan Demir, 1960’da İstanbul’da doğan Paidar’a bu ismi bir trafik kazasında ölen ve aynı adı taşıyan bir arkadaşının anısına koymuştu.

Aramızdan zamansız ayrılan Galatasaraylı Paidar Demir'i hiçbir zaman unutmayacağız.

Ailesi, sevenleri ve tüm camiamızın başı sağolsun.

Bana Voleybolu sevdiren, yüzü hiç solmayan adam, rahat uyu, tüm dualarımız seninle...


Paidar Demir Kimdir ?

1960 yılında İstanbul'da doğan Paidar Demir, Maçka Endüstri Meslek lisesinden mezun oldu.

Voleybola Galatasaray altyapısında başladı. Genç takımda Eczacıbaşı'na transfer oldu. Eczacıbaşı A takımına çıktıktan sonra önce Bursa Mako Spor forması giydi. 1985 yılında Galatasaray'a transfer olan Paidar Demir 2000 yılına kadar voleybol hayatını Galatasaray'da sürdürdü.

Voleybolculuk hayatında 150 defa milli olan Paidar Demir Galatasaray takımı ile 3 defa Türkiye Ligi Şampiyonu, Avrupa Konfederasyon Kupasında ise gene Galatasaray ile 4. oldu. Sporculuk hayatında hem kulüp hem de milli takımlarda pek çok başarıya imza atan Paidar aktif voleybol hayatını tamamladıktan sonra, Galatasaray A Erkek Takımı Menajerliği ve 2004 - 2005 yıllarında Voleybol A Erkek milli takım menajerliği yaptı.

Arzu Demir ile evli olan ve Iraz adında bir kız çocuğu olan Paidar spor hayatının yanında başarılı bir iş hayatını da sürdürmekteydi.

Salı, Haziran 13, 2006

ŞAMPİYON'A TEBRİKLER


Türkiye Erkekler Basketbol Ligi Finalinde Efes Pilsen'i 4-0 gibi bir skorla tam manasıyla perişan edip Şampiyonluğa ulaşan Ülkerspor Klubünü, başta Başkan Ali Doğan ve Koç Murat Özyer olmak üzere tüm oyuncuları ve emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Bir Efes Pilsen basketbol takımı taraftarı olarak kaybettiğimiz hiç bir seriden sonra rakibe ve rakibin koçuna bu kadar saygı duymamıştım.

Murat Özyer'in Türk basketbolü için çok büyük bir kazanç olduğuna inanıyorum.

Türkiye'deki başarıların artarak Avrupa'da da devam etmesi dileği ile....

SONUNDA BİTİRDİM!


Nbakolik.com sitesinde sürdürmekte olduğum Orlando Magic yazarlığı görevimi bir süredir aksatmıştım. Etraftakiler sebeplerini bilirler, biraz uzaktakiler de merak etmesin çok da şirin sebepler değil.

Neyse son yazıma her zamanki gibi www.nbakolik.com adresine giderek ya da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ana sayfada Son Eklenenler - Yazı Dizisi sütununda Magic yazısı benimdir. İlgilenenlere duyurulur.

Bu seferki gerçekten güzel oldu (vay ukalalığa bak)....

Çarşamba, Haziran 07, 2006

# SON #

Rüzgar eken fırtına biçer
Bunu bilmeyen göçer gider!

Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Kim Demiş Fenerli Diye!?!

Hayat arkadaşım, canım, yoldaşım, meleğim Elifim için bazıları Fenerli olmuş diyorlar. İftiradır, ayıptır! Yeri gelir formayı giyer, yeri gelir birlikte coşarız GS maçlarında!

~29 Nisan 2008 Değişiklik~

Daha önce eşimin burada bulunan fotoğrafını kaldırdım, sebebi internetin herkese açık bir ortam olması ve farklı yerlerde gereksiz şekilde bu fotoğrafın kullanılabilir olmasıdır. Yoksa eşim Galatasaraylılığından hiç bir şey kaybetmemiştir, aksine pazar günü Fenerbahçe galibiyetini birlikte izleyip, birlikte sevinmişizdir.

Daha önce de dediğim gibi " Anlamayanlar anlayanlara anlatsınlar dertlerini " .

~29 Nisan 2008 Değişiklik~


KISKANANLAR ÇATLASIN!!!

Şanlı Galatasarayımız Tarihindeki 16. Lig şampiyonluğunu kazanırken müzesindeki 15 Lig, 14 Türkiye Kupası, 1 UEFA ve 1 Süper Kupanın yanına 32. büyük kupasını yerleştirmiştir.

Alın teri, inanç ve özveriyle kazanılan bu şampiyonluğumuz için Yüce Galatasaray Camiasının her ferdini teker teker kutluyorum.

Avrupalılara rahat geceler bitmiştir, Galatasaray kabusu yine gecelerini onlara zindan edecektir.