
Eşim Elif'in dayısı 15 gün önce vafat etmiş ancak biz gitme imkanı bulamamıştık. Sevdiğimiz bir büyüğümüz olan Yüksel Büyükakten'in düzenlediği "Ürgüp'te Bağ Bozumu Festivali Gezisi"ne katılmak için önemli bir sebep oldu bu vefat. Hem benim o kadar uzun yola arabayla gidecek gücüm yoktu hem de başsağlığı ziyaretleri ile kafa dinlemek için vakit bulmak açısından bir fırsat oldu bizim için. Benim annem ve babamı da alıp birlikte katıldık yolculuğa. Perşembe gecesi çıktığımız yolculuk gidiş geliş dahil yaklaşık 73 saat sürdü. Biz festival programına katılmadık sadece gidiş gelişte ziyaret edilecek yerleri ziyaret ettik ve bir de kahvaltıya katıldık. O kahvaltıda da sürpriz bir şekilde üzüm çiğnedik, pekmez kaynattık, gerçekten farklı bir deneyim oldu. Diğer katılımcılar Ürgüp'teki her saatte farklı bir yerde gezip organizasyonlara katıldılar biz taziye ziyaretlerinde bulunduk.
Hem manevi görevi biraz gecikmeli olsa da yerine getirmiş olmanın hem de farklı yerler görmenin getirdiği mental rahatlama psikolojik durumumuzu düzeltti adeta. 2 aydır memlekette olan Kayınpeder ve kayınvalideyi görmek de önemli doping oldu hepimize. Kısa süreli, hareketli ve uzun yol katedilen yolculuk sonrası dün akşam kendime gelebildim ancak. Galatasaray tutkusunu rafa kaldırdık bir süreliğine, ne Graz ne de Ankaragücü maçlarını izleyemedim haliyle, her ikisinde de yoldaydım. Hasta olan ozhano'dan telefonla aldım hep dakika skor bilgilerini, o da hala iyileşmeye çalışıyor ek bilgi olarak verelim.

Giderken sabah Tuz Gölü'ne çıktık ve güneşin doğuşunu gölün üzerinden izledik. Oradan Ihlara Vadisi'ne geçtik ki muazzam bir yer. Hiçliğin, taşın, tozun arasında inanılmaz bir kan damarı, hayat adeta. İçinden akan deresi, o anlatılmaz yeşilliği, içindeki yüzlerce kayalar oyularak yapılmış tarihi kilise ve yerleşkesiyle muazzam bir mekandı. Herkesin hayatında bir kere görmesi gerek. Oradan Derinkuyu-Kaymaklı yeraltı şehrine geçtik. Yerin altında 7 kat şehir ve tünellerin 20 km uzaklıktaki taa Ürgüp'e kadar gittiği söyleniyor. Daha önce ziyaret etmiş ve 4-5 kat inmiştim aşağıya. İçeride en yüksek sıcaklık 14 derece, 7'ye kadar düşüyor aşağılara gittikçe. Oradan Ürgüp'e üzüm bağına geçtik. Eşimin akrabası olan Ömer Amca'nın bağında üzüm kestik, bağ bozduk, kasalarla üzüm kaldırdık. İnanılmaz zevkli bir iş. Taşın toprağın ortasında hayat bitmiş yerlerden, çiftçime, köylüme, kasabalıma bir kez daha saygı duydum. O üzümdeki lezzeti kimbilir kaçımız tadabildik, gerçek üzüm tadını kimbilir kaçımız biliyoruz. Bağda kıymalı ve peynirli yerel pidelerimizi susuz büyüyen kıraç domateslerimizle soğuk ayranla içtik. O oksijen ve yeşilliğin içinde aldığımız zevkin tarifini anlatmak imkansız. Yemekten sonra grubu otellerine yollarken bağda onlardan ayrılıp Kayınpederin evine geçtik.

Ertesi gün kahvaltı sonrasında Ürgüp Heybeli restoranda sıcak tandıra ekmek yapıştırdık, ekmekler olurken hep birlikte çıplak ayakla üzüm çiğnedik, suyunu çıkardık, çıkan sudan pekmez kaynattık. Muazzam bir deneyim, harika dakikalardı.


Dönüş yolunda Hacı Bektaş'a uğrayıp Külliye'yi ziyaret ettik. "İncinsen de İncitme" sözüne takıldım uzunca süre, kendimi düşündüm, öyle yaşamaya çalıştığımı görünce farklı bir mutluluk kapladı içimi. Çilehanenin adı bile farklı yerlere götürdü hepimizi. Kırşehir'de Göl restoranda yemeklerimizi yine suyun nelere kadir olduğunu görerek yedik ve döndük Kapadokya'dan.

Memleketin kelimelerle anlatılmayacak yerleri var,ancak iki göz görüp anlamalı mucizelerini. Hem tarihi hem coğrafi açıdan bir miras bir servet Türkiye, ama maalesef farkında değiliz. Sosyalleşmeyi açılan alışveriş merkezi, cafe, bar sayısına bağlayan, anlamsızca yaşayan insanlar haline gelip, betonun, çeliğin içine hapsediyoruz kendimizi. Toprak, yeşil, taş, su, çamur halbuki neler vaadediyor bize farkında değiliz. Yaşam alanlarımızı daraltarak hem sağlığımızdan hem özümüzden oluyoruz. Türk insanı bu değil aslında, yabancılaşıyoruz kendimize, bunu da meziyet biliyoruz, yazık ediyoruz.
Ölmeden mutlaka Kapadokya'yı içindeki vadilerle, yeraltı şehirleriyle, bağlarıyla, ekiniyle, taşıyla görmek gerek. Köylü'nün güleryüzünü, cömertliğini yaşamak gerek. İşte o zaman asıl efendinin kim olduğu çok ama çok net anlaşılıyor. Bir fırsatını bulduğumda sırada Karadeniz var.